Image1\
 

Yoksa Biri Yunanistan Turu mu Dedi?

 

 
 

Biri Yaz için Bisiklet ile Yunanistan Turu mu Dedi? 

Yaz sıcaklarının kendini iyiden iyiye hissettiremediği :) Bu sıcak günlerde Yunanistan'a doğru yola çıkmak isteyen bisiklet severler için ansiklopedik bir kaynak makale. Çok keyifli bir yol hikayesini sizlerle paylaşmaktan yine mutluluk duyuyoruz. Bu yolculuğa çıkan ağbilerimizin sıradışı hikayelerini bizimle paylaştıkları için kendilerine teşekkür ederiz... Şimdi fincanlarımıza kahvelerimizi koyalım ve yol hikayemize geçelim.

 
 Yazan: Hasan Gökhan Berk  Derleyen: Özgür Aydın

Yunanistan Turu

23 temmuz sabahı ev halkıyla vedalaşıp Ege üniversitesi hastahanesinin önünde buluştuk. Bagajların yerleşimi ve son kontrollerden sonra otogara doğru yola çıktık. 15 gün sürecek Yunaniastan seyahatimizin startını vermiştik.Kamil koç ile 12 de ayvalığa hareket ettik. Bisikletlerin ön lastiklerini çıkarıp hidrolik fren balatalarının arasına aparatlarımızı yerleştirdik ve bagaja verdik. Şu aparatlar önemli. Muavinlerden birinin bisikletleri yerleştirirken gayrı ihtiyari frene basması durumunda fren ayarları bozulması söz konusu. Bu arada otobüs firmasıyla bagaj için önceden görüşüp teyit almak gerekiyor. Neyse ki önlemimizi aldık. Şoförümüz bizi hattından çıkıp ayvalık merkeze yakın bir bölgede indirdi. Ayvalık’ta kısa bir turdan sonra Turyol’dan biletlerimizi aldık. Bilet işlemini internetten halletmiştik zaten. Turyol Ayvalıktan Gizem hanım gideceğimiz adayı (Midilli) , olanaklarını , orada yardım alabileceğimiz insanları bize olanca kibarlığıyla tanıttı. Kendisine teşekkür edip ayrıldık. Ayvalık Migrostan alışverişimizi yaptık. Ton balığı , bisküvi, kuruyemiş, çorba vs. yola çıkmadan önce çantada yer varsa bunları almak önemli. Özellikle bizim tonlar Greek’lerinkinden çok daha lezzetli. Ayvalık hal içindeki Aranan köftede Bulgar göçmeni Hilmi abinin sunduğu köfte ve kabak çiçeği dolmasıyla işkembeyi son kez Türk usulü doldurduk. Telefonlarımızın hücresel ağını kapattık. ( sürpriz faturayla karşılaşmamak için)

 

 

Ve Ayvalıktan ayrıldık. Feribot ücreti 20 euro. Feribotta bisikletlerimizi yerleştirdikten sonra üst kata çıktık ve İzmirden öğretmen Ali Haydar ve Ayvalıklı Anarşist Orhanla karşılaştık. Güzel bir sohbet ve midilliye varış.

   

Midilli yi çok beğendik. Kızlar erkekler herkesin altında bir motor. Adada fazla kalamayacağız.. gece 10*30 da Kavala’ya yola çıkacağız. Midilli’de çok fazla Türk turist var. Menüler Türkçe. Bira hemen hemen aynı fiyat(1.5 euro) su pahalı 1euro. Açıkçası çeşme suyu ile şişe suyu arasında tat anlamında fark yok. Parayı soğutmaya ödüyoruz. Neyse sahilde yere oturup biraları devirdik ama fark ettik ki başkalarında bu kültür yok. Hemen herkes barlardaydı.

  

 

Feribota geçtik. Bisikletleri bağladık. İki valiz kafesi vardı. Biri Limni diğeri Kavala için. Biz çantalarımızı bisikletten söküp yanımıza almayı tercih ettik. En üst katta bankları yanyana getirerek yatış pozisyonuna geçtik. Güvertede Titanik göçmenleri gibiyiz. Uyku tulumu olsa iyi olur. Biz temmuz sıcağı yanarız dedik almadık yanımıza ama sonra kampinglerde de uyku tulumuna ihtiyaç duyduk. Ayrıca şişme matlar tercih edilirse daha uygun olur. Birde feribotta yatılan yerde yağ kalıntılarına dikkat. çanta ve mata bulaşmasın. Kavala sabahını bekliyoruz artık.

  

24 Temmuz 

Sabah kavalaya vardık. Turizm enformasyon bürosu limandan çıkınca birkaç dakika. Büro memuru samimi ve çalışkan bir kadın. Bize Kavala haritası verdi ve en yakın kampingi tarif etti.. 5km ötede kamping Batis. Batis’i beğendik. Restoranı, havuzu, temizliği ve özellikle denizi. Deniz pırıl pırıl.Ören Akyaka arasında Akbük koyu vardır bilenler bilir. Aynısı diyebilirim. Kişi başı 6 ve çadır 6 euro olmak üzere günlüğü 12 euro. Üç kişilik çadır götürsek 12 euro cepte kalacaktı. Biz adam başı festival çadırıyla gittik. Kampta Deha abiyle tanıştık. Motoruyla Avrupa’da 8000 km yol yapmış. Bir hayli deneyimli ve birikimliydi. Deniz, yemek vs derken tekrar Kavalaya gittik. Bu arada yemeğimizi kendimiz yapıyoruz. Ocağımız ve kap kacağımız mevcut. Aksi taktirde ekonomik bir gezi mümkün değil. Makarna ve ton balığı standart yemeğimiz. Kavala kısmına dönersek, kaleye tırmandık bisikletlerimizle. Georgi ve Katerina ile tanıştık. Bulgar sanat tarihi öğrencileri. Kavala’nın dar sokaklarında bisikletle dolaşmak çok eğlenceliydi. Kale dışında Mehmet Ali Paşa cami gezilebilir. İndikten sonra buz gibi heinekenler bize can kattı. Dönüş yolunda alışverişimizi yaptık ve akşam yemeğimizi hazırladık. Bunda pahalı bulduğumuz pizza fiyatı da(10 euro) etkili oldu. Birkaç tespit. Yollarda bisikletlilere çok saygılılar, korna vs çok az ve arkamızdaki araç bizi geçmek için sol şeride geçiyor. Tuvaletler temiz ama taharet musluğu yok.

   

  

 

 

25 Temmuz

Sabah 7:30 da kalktık ve kahvaltı sonrası yola çıktık.85 km yol alıp Asprovalta’ya vardık. Arada bir aileden su yardımı aldık. Apostolos adındaki komşi ve oğlu İsias stoklarımızı tazelediler. Bu hatta uzun bir süre alışverişi unutun. Ne bir market ne bir benzin istasyonu. Asprovalta’ya varıp Barakuda campinge yerleştik. Cafe eventudede biraları yudumlamak hoştu. Yolda Özgür paraya acıkmış olacak ki cüzdan buldu çalıların üstünde. Evraklar kimlikler vs ama paradan eser yoktu. Karakola uğramak hem zaman alıcı hem de tedirgin eden bir seçenekti. Cüzdanı Asprovalta’ya girişte Aslan heykelinde salladık. Başka duyarlı vatandaşlar bulur ümidiyle 

   

  

 

26 Temmuz

Asprovalta’dan ayrılıyoruz. Alman bisikletçiler Selanik yolunun çok zorlu olduğunu söylediler ve otobüsü kullanmaya karar verdik. Ancak otobüs yol üstünden bizi nasıl alacak, kalabalık bir hat ve bagaj alanında yer olmamasından kaynaklı otobüse alınmama riski. Nitekim gelen ilk araç bizi reddetti. Ama durakta tanıştığımız 70 yaşlarında Dimitra adındaki , Kütahyadan göçen anneannesi dolayısıyla Türkçe bilen teyzemiz, bizim için sonraki aracın 50 yaşlarındaki at kuyruklu muhtemelen eski tüfek rocker şoförüyle görüşüp bizi alması için ikna etti. Bisikletleri küçültüp bagaja yerleştirirken Dimitra’nın uyarılarına dikkat kesiliyorduk; ‘’ aman bozilmasin!’’ Dimitra’nın elini öpüp vedalaştık. O kadar uğraşıp otobüse bindikten sonra tam bir hayal kırıklığı yaşadık. Çünkü yol orman içinden gidiyordu ve bisiklet için çok uygundu. Almanlar bizi yanılttı diye düşündük, öyle önemli bir sorun yoktu .Sadece bir bölümde emniyet şeridi yoktu. Sıfıra sıfır yani.Otobüse 80 km yol için 3,70 euro verdik adam başı, kargo ücreti almadılar.

Selanik’te yoğun trafik arasından sıyrılıp Atatürk’ün evine vardık. Görevli bayan bir takım ezber bilgiler verdi, ev tadilattaymış içeri almadılar. Bir bardak su istedik, reddedildik. Hadi tamam çok kişi geliyordur vs düşüncesiyle sorun etmedik. Ama Atatürk’ün orijinal bir eşyası da yok zaten tarzı söylemler bizde ‘ne gerek var geliyorsunuz’’ gibi bir algı yarattı. Hediyeler alındı fotoğraflar çekildi.

  

 

 

Şehrin simgesi Beyaz kule ve rotondo görüldü. Kule , şehir Osmanlılardan kurtulduktan sonra beyaza boyanarak vaftiz edilmiş. Sahil şeridini izledik ve yemek arası verdik. Bu aktiviteler sırasında en uygun yemeğin Greek salata ve bira olduğuna kanaat getirdik.

Selanikten Korinos’a geçtik ve beach bar tarzı bir yerde işletmeciden izin alıp kamp attık. Yaşar babanın gözüne temas eden deniz anası keyfimizi kaçırsa da akşam yemeğimiz eğlenceliydi. Yakında ki bir evden su almaya gittiğimde insanların ilgisi ve yardımseverliğinin yanı sıra yaşlı bir adamın “Türk müsün ? “ sorusuyla karşılaştım. Ardından Türkiye bağlantıları vs üzerine sohbet ettik. Gece sağdan soldan gelen ayak sesleri dolayısıyla biraz huzursuz olsak da iyi bir uyku çektik. Bu arada Vahap yakın bir köyde ki festivali uykuya tercih etti. Sabah kahvaltısından sonra Adon’un enfes kahvesi ve sohbet. Ardından Korinos’a veda ettik.

 

 

27 Temmuz

Pandeleimonas ‘a geldik. Hat oldukça güzeldi. Arion, kampımızın ismi. Sahibi de aslen avukat olan Thomas. 4 kişi 30 euroya anlaştık. Bulunduğumuz yerde sıra sıra kampingler var. En uygunu Ariondu. Öncesinde Camping Hellas’a uğradık. Yaklaşımlarını pek beğenmedik. İçerisini görmek için bile pasaport istenmesi ve ısrarla uyruğumuzun sorulması canımızı sıktı. Vahap’ın “ırkçısınız siz!” şeklindeki sert eleştirisi sonrasında ayrılmayı tercih ettik. Neyse Pandeleimanos temiz ve güzel bir yer. Ailece kamp yapılabilir.

  

 

 

Thomas ‘ın tavsiyesi üzerine Olimpos milli parkına doğru yola çıktık. Olimpos dağının orada olduğunu bilmememiz yeterince hazırlanmadığımızın göstergesiydi. Komşumuz Helen ablanın kahvelerini yudumladıktan sonra yola çıktık. Leptokarya ve Litochoro’yu geçtikten sonra 40 derece sıcaklıkta Olimpos dağına tırmanışa geçtik. 10 km lik tırmanıştan sonra bisikletleri milli park girişindeki kontrol noktasında tanıştığımız Yoda’ya emanet edip otostop çekmeye karar verdik. Bizi aracına alan Christopher Selanikli bir taksi şoförü. Virajları alırken mesleğini yeterince hissettirdi bize. Dağ güzeldi. Vadiden dağa treking yolu yapmışlar ve tabelalarla desteklemişler. Gürcü ve Yunan turist grubunun ilgisiyle karşılaştık burada. Gürcü bayanın Türk olduğumuzu öğrenince , Türkçe “ hepimiz hısımık” demesi bizi gülümsetti. Doğal güzellikleri yaşayıp fotoğrafladıktan sonra, inişe geçtik. Bizi aracına alan genc, bizimle diyaloğa girmek için futbol muhabbeti açtı. Olimpiyakos ve Panathinaikos’tan öteye gidemediğimizi görünce canı bayağı bir sıkıldı, nedeni İse Aek taraftarı olmasıydı.  Övgüyle bahsedilen Skotina köyü ve Roma harabelerini göremedik, o da kaybımızdı. Ama zaman işte.. 

 

 

  

  

 

29 Temmuz 

Volos’ta Camping Hellas’a yerleştik. Volos diyoruz ama, kamp yeri 20 km dışında Kale Nera adında bir yer. Bizi Aristea karşıladı ve adam başı 7 euro’ya anlaştık. Daha önceki Hellas kampında uğradığımız muameleyi anlatınca kulaklarına inanamadı ve çok üzüldü. Güzel bir yer. Wi-fi var, tuvaletler ve diğer alanlar temiz. Ama birayı şişe değil fıçı isteyin 33 lük biraya 50lik fıçı parasını verdiğinizi öğrenince , o sıcakta 17 birimlik bir kayıp can yakıyor.  Harita üzerinde çalışma yaptıktan sonra en yakın kamp yerinin 140 km ötede olması bizi düşündürmeye başladı. Bu mesafeyi bir günde alabilir miydik bilmiyorduk. Neyse akşam yemeğimizi hazırlarken bu konuyu konuşacaktık zaten. Ton balığı makarna ve salatadan oluşan yemeğimiz bizim için vazgeçilmez hale gelmişti. Tam 10 akşam üst üste aynı menü hazırlandı. Özgür’ün kaçamaklarını saymazsak tabi ki.. kamp yeri aile tatili için ideal, öyle çılgın ve eğlence ağırlıklı tatil bekleyenlerin buraya uğramamasında fayda var. Deniz fena değil ama benim favorim Kavalaydı. Bu arada ihtiyaç duyabilecekler için, Volos’ta dağcılık ve kamp malzemeleri bulabileceğiniz North Face mağazası var. Biz de tüplerimizi yeniledik. Ama sıcaktan çanta içinde şekil değiştirdiler söylemesi. Fazla gelen bazı malzemelerimizi Belçikalı genç bisikletçilere bırakıp 31 temmuz sabahı Volos’tan ayrıldık.

 

  

  

31 Temmuz

Aristea’nın uyarısı üzerine Yunanistan’da en sıcak gün olması beklenen 30 Temmuz’u atlatıp bir gün sonra kamptan ayrıldık. Doğrusu pek sıcaklık farkı yaşamadık ama Kali Nera’ya iki gün ayırmış olduk. Sabah 7*35 de yola çıktık. Zorlu bir gün olacaktı. Hedefimiz Stilida idi. Önce Volos’a vardık. Su stoklarını tazeledikten sonra zorlu bir rampayla turumuz başladı. Yol kenarlarında çok fazla hayvan ölüsü var ve koku yapıyorlar. Belki bizde de aynı durum geçerlidir, araba ile geçtiğimiz için fark etmiyor olabiliriz. 90 km yoldan sonra dağları tepeleri aşıp Akhillius adındaki küçük bir sahil kasabasına vardık. Restoran Mezeito mola yerimizdi. Buz gibi biralar ve Grek salatamız garsonumuz güzel Helen’in servisiyle bizi hayata döndürdü.

Yan masadaki ihtiyar Yunanların bira ve sucuk ikramı da hoş bir jest oldu, ama keşke sucuklar domuz etinden olmasaydı. Damak tadımıza pek uymadığını söyleyebiliriz. İnsanlarla vedalaşıp, köy yollarından bayağı bir mesafe alarak otoban girişine ulaştık. Önümüzde iki seçenek vardı. Ya 20 km tırmanıp Pelachio üzerinden Stilida’ya varacaktık yada yasadışı  yolarla otobana girecektik. Biz ikincisini yaptık. Kabinde görevli kadının şaşkın bakışlarını es geçip kendi otobanlarında at arabası görmüş bir neslin kendine olan güveniyle pedal sallamaya başladık. Amacımız 10 km ötedeki çıkışa varmaktı ve olanca gücümüzle pedal çeviriyorduk. Polisin gelmesi durumunda ceza yiyeceğimiz düşüncesi bize enerji veriyordu. Nitekim ceza yemeden nazikçe ilk çıkıştan otobandan atıldık. Amacımıza ulaşmıştık.

   

Stilida’da Camping İnterstation’a yerleştik. Adam başı 10 euro ve duş ekstra ücretli. Wi-fi yok ama ukala resepsiyoniste sahipler. Girişte görkemli görünen kamp vasattı. Ama 140 km.den sonrada yapacak bir şey yoktu. Çadırlarımızı kurduk ve akabinde ilk defa yağmurla karşılaştık. Bu arada çadır içinde şekil değiştirmiş olan tüpümüzü kullanmamaya karar verdik. Yemek vs derken döküldük hepimiz. Hasan’ın yanlışlıkla kadınlar bölümünde duş alması yorgunluk üzerine iyi bir espri oldu. Sorun hep tabelalarda..:) Kiril alfabesinin yarattığı zorluk bir yana yollarda tabela eksikliği olduğunu fark ettik.


1 Ağustos

Sevemediğimiz İnterstation’dan sabah 9 da ayrıldık. 74 km lik yolculuktan sonra Blue bay camping’e vardık. Bizi Babis karşıladı. 4 kişi 4 çadır 25 euroya anlaştık. Babis harika bir adam. 70li yıllarda AEK ve Yunan milli takımında oynamış. Fotoğrafları barda asılıydı. İlgi alakası ve tabiî ki ikram ettiği biralarla gönlümüzü fethetti. Yorgunluk sonrası deniz sefası muhteşemdi. Deniz gibi terapi yok uzun turlardan sonra. Akşam yemeğimiz (ton balığı+salata+makarna ) Babis’in getridiği bir sürahi şarapla renklendi. Sohbette ana tema ekonomik kriz, yolsuzluklar vs ve tabiî ki Türk Yunan dostluğuydu. Babis’in kampı Konstantinos’ta. Güzel bir yer. Sakin olmasına şaşırdık. Böyle bir yeri bizim çakallar anında kapatırdı diye düşündük. 

   

2 Ağustos 

Her zamanki gibi en erken kalkan Özgür’dü. O kahvaltı hazırlarken biz sabah mahmurluğunu atmaya çalışıyorduk. Kahvaltı sonrası Babisle vedalaştık ve Blue Bay Camping’den ayrıldık. Yola çıkış saatimiz 10 du. Önce iyi niyetli bir Mısır vatandaşının yanlış tarifi üzerine gittiğimiz yolu döndük. Bir süre sonra benzer bir durum daha yaşayınca moralimiz bozulmadı değil. Dağ bayır tırmandık ve ödülünü inişte 55 km hıza ulaşarak aldık. Kimi yerde popo ve bacakların rahatlaması amacıyla 80-100 m.lik yürüyüşler yaptık. Bir gün önce yağmuru tadan bedenlerimiz bu gün 38-40 derecede pedal basıyor. Otobana giremiyoruz ve yan yolları kullanıyoruz. Arada yön soruyoruz ve komik anlar başlıyor. Kendi dillerinde şakıyan Yunanlı kardeşlerimiz hiçbir şey anlamadığımızı fark ettiğinde bir şaşkınlık oluşuyor yüzlerinde. Sağlam bir yokuş çıktıktan sonra gölge ararken karpuz satan ihtiyara denk geliyoruz. Cennette gibiyiz. Yaşlı Kostas karpuzu dilimliyor ve tabiî ki kendimizi kaybediyoruz. Öğle yemeği niyetine karpuzları hüpletirken Kostas Fatmagül üzerine espriler yapıyor. Gülüyoruz ama tüm içeriği anlamıyoruz. Kostas’ın yanındaki bir başka ihrtiyar “biğtıfull vomın” diyerek noktayı koyuyor. Bu arada iki polis geliyor ve ücret ödemeden karpuzları araca yükleyip bize de pis pis bakıp gidiyorlar. Suça bulaşmış intibası veren polis tipleri, Amerikan filmlerinden tanıyoruz kendilerini. Kostas’a neden para ödemediklerini soruyoruz, eliyle yazıyorum işareti yapıyor ama canının sıkıldığını fark ediyoruz. Bizim hesabı sorduğumuzda ise elindeki bıçağı sallayıp ne parası anlamında işaretler yapıyor. Yine cömert bir Yunan’a rastlamıştık. Yine de sedirin kenarına o görmeden bir miktar para bırakıp ayrıldık. Yol sorduğumuz bir başkası Gps ‘e bakarak Thiva’ya 33 km olduğunu söyledi. Halkidi’ye gidecek dermanımız kalmamıştı. 80 km.yi bulmuştuk. Önce Alierto’ya sürdük. Yol boyunca pamuk tarlaları ve yüksek kayalar, mağaralar ve tabi ki böğürtlenlerle karşılaştık. Alierto güzel bir kasaba. Evler özenli, şirin ve ortalık tertemiz. Oradan trene binebiliriz düşüncesiyle istasyonu aradık ve bulduk. Gişe kapalı, etrafta kimse yok. Tren akşam 9*30 da imiş. Thiva’da 7*30 terni varmış. Hadi bakalım kaptır Thiva’ya. Gücümüz tükendi ve popolar kötü durumda.


Nihayet Thiva’ya vardık. Ancak bisikletler sorun oldu. Gişe memuru akşam trenine alamayacaklarını söyledi. Zaten akşam akşam Atina’ya gitmenin bir anlamı yoktu. Çünkü hedefimiz Maratona idi. Ve bir 40 km daha gidemezdik.Gişe memuru sabah treni için yardımcı olabileceğini söyledi. Bunun üzerine orada konaklamaya karar verdik. Önce istasyon restoranında tavuk şişleri mideye indirdik. Stelyo , garsonumuz bize teraftaki mültecilerin tehlikeli olabileceği bilgisini verince biraz tedirgin olduk ve polislere danıştığımızda benzer bir cevap aldık. Çadır kurmadık ve banklara matlarımız yayarak sabahı ettik. 

 

3 Ağustos 

Sabah Thiva’dan Atina’ya hareket ettik. Nihayet başkentteyiz. Kaanla buluşacağız. Mesaggio Avenue’yi bulana kadar zorlandık, tarif konusunda problemli bir halk Yunanlar  Neyse Kaan geldikten sonra rota Marathona. Arada bisikletçi dükkanına uğradık ama ucuz ürün bulmak çok zor. Bir çok ürün Türkiye’de daha uygun. Kıçlarımız henüz iyileşmediği için pek keyifli olduğunu söyleyemeyeceğimiz yorucu bir yolculuktan sonra Marathona’ya girdik. Girişte dandik bir kamp var, denize uzak ve etrafta başka kamp olmadığı yalanını atan bir çalışanları vardı. Birkaç km ötede Ramn us kampinge ulaştık. Yerleşim ve deniz keyfi..

   

  

  

4 Ağustos 

Sabah kahvaltısındsan sonra Atina’ya hareket ettik. Kaldığımız yer ile Atina’ya giden otobüsler arasında bir hayli mesafe var. Biz de otostop yaptık. Şansımıza hemen bir araç durdu. Taksi şoförü İrina . Eğlenceli bir kadındı. Yine Türk dizileri, yine Fatmagül, Hürrem ve Ezel. Hürrem’in diziyi neden bıraktığı sorusuna bir Türk olarak yanıt verememek bizi çok üzdü Otobüse yetiştik, adam başı 2.90 euro. Metro durağında indik ve biletimizi aldık. 1.40 euro. Ama siz akıllılık edin 3 euro verin tüm gün kullanın. Atina metro ağı oldukça iyi, şehrin hemen her bölgesine ulaşabiliyorsunuz. Ortalık kalabalık ve kalabalığın önemli bir bölümü Dünya Felsefe Kongresi’ne gelmiş. Biz iki felsefeci afişi önünde fotoğraf çektirmekle yetindik. Sintagma durağında indik. Artık Akropolis’teyiz. Giriş ücreti 12 euro. Pazar günü ücretsiz söylentileri böylece boşa çıktı. Parthenon tapınağı Atina’nın en çok ziyaret edilen yeri. Akropolis bir şehrin en yüksek bölgesi anlamına geliyor. Genelde de görkemli yapılar tapınaklar buralara yapılıyor. Şehrin simgesi olan tapınak Parthenon tapınağı. Burada bol bol fotoğraf çektik. Kimilerinin “bi halt yok işte tepeden Atina’ şeklindeki yaklaşımları acımasız. Ancak Efes bence çok daha görkemli. Atina da her yeri gezmedik tabi ki. O yüzden karşılaştırmalar fazlasıyla öznel. Akropolis civarında yeme içme biraz daha pahalı. Bizim için temel madde olan bira 5 euroya çıkıyor mesela  Alışveriş için ideal bir yer. Türlü mitolojik karakterlerin heykel ya da kabartmalarını bulabiliyorsunuz. Felsefeci bir dostunuza Sokrates’in ölüm sahnesini ya da yandaş savcı tanıdığınıza Temis heykelini hediye edebilirsiniz. Çarşıda çocuk elbiseleri satan Nikola’yı kaslı bedeni ve muzip gülüşünden tanıyarak bulabilirsiniz. Stand-up bedava. Pazarlık şart ama sempatik olmak kaydıyla. Pazarlığın bokunu çıkaran tipleri pek sevmiyorlar çünkü.
Sonraki adresimiz Sintagma meydanının hemen üzerindeki Parlamento binasıydı. Askerlerin nöbet değişimi turistlerin ilgisini çekiyor. Yunan kültürüne saygısızlık etmek istemem ama bana pek bi anlamsız geldi. Yine de fotoğraf çekmeyi ihmal etmedik. Tramvayı kullanarak sahil kısmına indik. Atina’da halkın kullanımında olan plajda rahatlıkla kamp yapılabilir. Sırt çantalarıyla seyahat edenve plaja kamp atan Polonyalı gençleri görünce iyice ikna olduk. Yine de sayı azsa tedirgin olmakta fayda var. Atina sahil hattı gezisi ve taksi ile maratonaya dönüş.Taksiciye 40 eurodan fazlası kesinlikle ödenmemeli.

5 Ağustos 

Güne orman yangınıyla başladık. Rüzgarın etkisi yangının söndürülmesini engelledi. Bizim yapabileceğimiz fazla bir şey yoktu, 5 uçak ve 1 helikopterin müdahalesini izlemekten başka. Yangın maalesef bir köye de sıçramış ve bazı evler kül olmuş. Bu üzücü olaydan sonra akşamı Pavlus’un yerinde balık ve uzoyla geçirdik.

6 Ağustos

Kahvaltı sonrası malzemelerimizi topladık ve 3 gün için 30 euro ödedik adam başı. Ramn-us kampinge pis tuvaletler için eleştirimizi yaptıktan sonra vedalaştık personelle. Yine Atina’dayız. Gezinti, alışveriş ve Pire limanına hareket. Feribotumuz hareket etti. Biraz hüzün biraz ev özlemi. Sakız adasına vardık. Buradan çok güzel reçeller ve damla sakızlı kahve alınabilir. Çeşmeye varış. Hadi bakalım vatan topraklarındayız…

   

 

 

You have no rights to post comments

 

Sosyal Platformlarımız

Face Book Sayfamız Twitter Sayfamız You Tube Kanalımız Haber Beslemeleri 

5 Günlük Hava Tahminleri