Image1\
 

Neden Bisiklet?

 

Neden Bisiklet ?

Sormaktan oldukça keyif aldığım bir soru bu. Bisiklete olan bu bağlılığımı gören, beni sonradan tanıyan insanların sorduğu, benim de bu vasıtayla üzerine düşünme fırsatı bulduğum soru ifadesi.

 

Neden bisiklet?

   Daha ayağımı yere bastığım zamanlardan bu yana hep üç teker, dört teker ve ardından harika bir yükseliş gösterip iki teker de bana yeter dediğim zamana geldim. İlkokuldaydım o zaman ya iki ya üçüncü sınıf. İki tekerle sürebilen çocuklara bakıp onlar kadar hızlı, daha az bağımlı olmak istemiştim. Çıkarttırdım yandaki denge tekerlerini pek sevdiğim amcama. Çok garip bir histi. O iki teker ayakta durabiliyordu pekala ama bunu sağlayacak olan bendim. Bisikletle olan mücadelem bu şekilde başladı, hatırladığım en keskin anılar onlar. Dirseklerimin, diz kapaklarımın kan içinde kaldığını, hep yara bere içinde olduğunu hatırlıyorum. Herhangi bir yükselti bulduktan sonra seleye oturup bir pedala basıp ilerliyordum, o ilk anın sevinci… Gidiyor gibi oluyorsunuz, tereddüt ettiğiniz an düşecek gibi oluyor ya da düşünüyorsunuz. Çok denedim, daha iyi düşebilir hale gelene dek. En fazla zorlayan da virajları dönmekti, ya gidonu fazla çevirip dengemi sağlayamıyordum ya da aniden çevirdiğim için kendimi yerde buluyordum. Hem zamanında hem de yeteri kadar çevirmeyi öğrendim ve tabi bisiklet o konumdayken üzerinde hala dengemi sağlayabiliyor olmayı. Pek çok defa düştüm. Yaralanmayı sevmiştim. Sevdiğim şeyi yaparken oluyordu çünkü… Ve daha iyisini yapabilir olduğumda yaralarımın azalacağını biliyordum. Bunu öğrenene dek düştüm, öğrendikten sonra yeni bir şeye kadar yaralarım iyileşti. Aradaki yıllar rutin bir şekilde geçti bisiklet için.

 

   Bizim sokaklardaki tek kız çocuğuydum bisikletli olan. Belki çok ufakken vardı ama sonra kimse devam etmedi, kız dediğin ehli olur, hanım olurdu çünkü. Mahallenin çocuklarıyla öyle sabahtan akşam gün batana dek pedal çevirmezdi. Uslu bir çocuk olan benim yegane baş kaldırım böyle oldu. Hatırladınız mı? Yine dengemi sağlamam gerekiyordu kendi kuvvetimle. Geleneksel bir aile yapısı içinde yetişmiş ben, olarak devam ettirdim bunu. Liseye geldiğimde “koca kız olmuş hala bisiklet tepesinde” dediklerinde darıldım. Şu an umrumda değil, çok güzel cevaplar verebilirim. Buraya bir şey eklemek isterdim ama onu sona saklamaya karar verdim.

   Bunu her yerde devam ettirdim, memlekete – Kahramanmaraş- gittiğimde dayımın olan eski, bana kocaman olan şehir bisikletini alıp caddeye çıktım. Ataerkil yapının göstergelerinden biri olan dedem kahvenin önünden geçme dedi, geçtim; köyün içine tek başına bisikletle gitme, dedi gittim. Çünkü kendi sınırlarınızı kendiniz belirlersiniz.

   Üniversiteye başladığımda şehir değiştirince ilk bir buçuk yıl bisikletsiz kaldım, travma sebebiydi, lisedeyken o ergen hallerimle kendimi ne zaman kötü hissetsem üzerinde bulduğum parçam yoktu. Biriktirdiklerimle ikinci el bir bisiklet aldım  kendime. Hayatımda yaptığım en iyi yatırımlardan biridir kendisi. Kocaeli’yi onunla sevdim. Keşfettim. Bağlandım. Bir insanı sevmek için neye ihtiyacınız var bilemesem de bir şehri sevmek için bisiklet şart. Üniversitede beklediğim eğitimin karşılığını göremeyen ben, uzaklaşmışken bir şeylerden, hayatı sorgular bulmuşken kendimi, bisiklet elimden tuttu, nelerin yaşanır olduğuna dair kafa yoruyordum. Gerçekten yaşamaya dair bir şeyler var mıydı? Tüm sorularıma ışık olan tek bir şey yaşadım: Bir gün turdayız, pedal çeviriyorum grupla, seyrek seyrek sürüyoruz bisiklet yolunda, sahile çıkmadan önceki yoldayız. Sonra gözlerimi kapadım, en yoğun kullandığımız bu duyumuzu es geçince daha iyi farkına vardım diğerlerinin, rüzgarı hissettim ve dedim ki “şu an için dahi” yaşanır, bunu bilebiliyor olmak için dahi yaşamda kalmalıyım. Yaşadığımı hissediyor olma hali, performansımı geliştirmeye çalıştıkça bisiklet üzerinde çektiğim acıların verdiği zevk. Acıdan duyulan… Acının da keyfin parçası olduğunu kabullenme. Bu benim sonrası için araladığım kapı oldu.

  Hala bilmiyorum yaşamın amacını ama gerçekleştirmek istediğim pek çok şey var, bunlar için de acının karşı konulmaz bir parça olduğunu biliyorum. Artık mutsuz olmuyorum neden sürekli mutlu değilim diye, böyle bir gereklilik görmüyorum çünkü. Hiçbir şeyin kalıcı olmadığını biliyorum artık. Uzun inişler, düzlükler ve çıkışlar… Ve hatta artık çıkışları çok daha fazla seviyorum.

   Hep bir devinim var. Ve ben bedenim buna müsaade ettiği sürece bisikletimle olacağım.

   Koca kadın olmuş hala bisiklet tepesinde.

 

Ufak bir not: Bisiklete karşı olan tutumumu biraz olsun anlayabilmeniz için Yowamushi Pedal'ın 20. bölümündeki 6.55 - 11.32 dakikaları arasını seyretmenizi istiyorum. İşte o yaşama hissi ve acı

 

 

 

 

 

Yorumlar  

#2 zeynep özcan 18-06-2017 21:54
Alıntılandı Dirikaplan:
BU seferki yazını çok samimiyetsiz geldi bana.

Merhaba,
Olası samimiyet sınırı aşıldıktan sonra insan bunu gerçekçi bulmadığı için "samimiyetsiz" olarak nitelendirebili yor diye düşünüyorum. Yazdıktan sonra ilk tüketen ben oluyorum, doyum varsa tamam diyorum. Bence samimiydi :)
Alıntı
#1 Dirikaplan 18-06-2017 10:51
BU seferki yazını çok samimiyetsiz geldi bana.
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

 

Sosyal Platformlarımız

Face Book Sayfamız Twitter Sayfamız You Tube Kanalımız Haber Beslemeleri 

5 Günlük Hava Tahminleri